Cildinizin erken kırışmasına ve nemini kaybetmesine neden olan asitli besinlerden uzak durun...
Şeker: Cilt elastikiyetini azalttığı gibi proteinlerin de yok olmasına neden olan şekerden mümkün olduğunca uzak durun.
Kahve: Kafein; laksatif etkisi nedeniyle sindirime iyi gelse de, diğer yandan aşırı asit üreterek mideye zarar veriyor. Mide rahatsızlıkları ise tenin matlığını ve ışıltısını kaybetmesine neden oluyor. Dr. Jeannette Graf işte bu nedenle günde iki bardak kahveden fazla tüketilmemesini ve mümkünse organik kahve ya da double espresso tercih edilmesini öneriyor.
Alkol: Günde iki kadeh alkollü içki içebilirsiniz, ancak sonrasında soğuk ya da sıcak limonlu su içmeye özen gösterin. Böylece alkol vücudunuza dağılmadan, alkalin ile etkisini azaltabilirsiniz.
Gazlı içecekler: Bir kutu Cola içerisinde çeşitli asitler üreten içeriklerle birlikte, 50 mg. fosforik asit de bulunduruyor. Fosfor ne yazık ki kalsiyum deposu besinlerin yapıcı etkisini yok ediyor. Bu nedenle ciltte lekeler meydana gelirken, kemiklerde ise erime gözleniyor.
İşlenmiş karbonhidrat: İşlenmiş karbonhidratlı besinler ihtiva eden bir beslenme alışkanlığınız varsa, kan şekeriniz sık sık artabilir ve ishal şikâyeti ile doktora başvurabilirsiniz ki her iki rahatsızlık da cilt sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir.
Kaynak: http://www.kamusagligi.com/Yaslandiran-Besinler_2_7858.htm
Dünyanın en güzel şehri İzmir & çevresine ait "Gayrimenkul Piyasası" hakkında son haberler, güncel portföyler, yatırımlık yerler, değerli yazarlardan yazılar ve güvenilir sitelerden linkler...
29 Temmuz 2010 Perşembe
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Kimler nerede ev aldı?
Türkiye'de yabancıya gayrimenkul satışının önünde bir dizi engel bulunurken, Türk zenginleri birbiri ardına ABD'de de ev ve arsa alıyor
Türklerin ABD'de ev almalarında mortgage kriziyle bankaların ellerindeki konut stokunun artması ve emlak fiyatlarının yüzde 70'lere varan düzeyde gerilemiş olması da etkili oluyor. Yabancı uyruklu bir kişinin Türkiye'de ev almak istediğinde bürokratik işlemlerle boğuşması ve Genelkurmay onayından geçmesi gerekiyor. Bir Türk vatandaşının ABD'de de ev sahibi olabilmesi için ise sadece ve sadece parasının olması yeterli.
Emlak Danışmanlık Şirketi Golden Royale Brokerı Korhan Kongaz, ABD'de mortgage krizinden dolayı bankaların elerindeki konut stokunun çok arttığını belirterek, ABD'de hemen hemen her bölgede 15 bin dolara dahi konut almanın mümkün hale geldiğini kaydetti. Kongaz, ABD'de konut kadar arsa fiyatlarınında gerilediğini belirterek, arsa yatırımlarının cazip hale geldiğini anlattı. Türk vatandaşlarının ABD'de emlak edinmeleriyle ilgili herhangi bir kısıtlama bulunmadığına değinen Kongaz, "ABD'de ev ya da arsa almak için sadece ve sadece paranızın olması gerekiyor. Ancak peşin paranız versa ABD'de bir emlak sahibi olabilirsiniz. Çünkü artık mortgage kredisi alabilmek neredeyse imkânsız" diye konuştu.
Demir Sabancı Manhattan'da 4 katlı bina aldı
SON olarak ABD'de ev alanlar listesine Türkiye'den iki isim daha katıldı. Ciner Grubu'nun sahibi Turgay Ciner Manhattan'da dünyaca ünlü The Plaza Hotel'de ikinci dairesini 10.7 milyon dolara satın alırken, Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı da, Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir binayı 2,9 milyon dolara satın aldı. Geçtiğimiz yıl Gratis markasıyla kişisel bakım ve günlük tüketim ürünleri mağazacılığına giriş yapan Demir Sabancı'nın Manhattan'ın merkezindeki yatırımının satış işlemleri Brown Harris Stevens ile Leslie J. Garfield & Co., Inc emlak şirketlerince yapıldı.
The Marmara New York'ta arsa almıştı
GEÇTİĞİMİZ nisan ayında Türk otel zinciri The Marmara da New York'un Manhattan semtinde arsa alımı gerçekleştirmişti. The Marmara Yönetim Kurulu Üyesi Kağan Gürsel, Manhattan'ın merkezinde Lexington Avenue-Midtown arasında yıkılmak üzere olan 7 küçük binayı satın aldıklarını açıklamıştı. Gürsel kriz nedeniyle ABD'de emak fiyatlarının çok düştüğüne işaret etmiş, daha önce 56 milyon dolar değere sahip olan arsayı 33.9 milyon dolara aldıklarını belirtmişti. Bu arsa üzerine The Marmara 100 milyon dolaralık ikinci otel yatırımını gerçekleştirmeyi planlıyor.
Hangi ünlünün ABD'de evi var
ABD'DE evi bulunan Türk ünlüler arasında Sibel Can, Tarkan, Arto, Demet Akalın, Derya Tuna, Kenan Doğulu, Orhan Pamuk, Perran Kutman, Naciye Koçak, Nedret Taciroğlu, Hasan Kosif, Gökhan Çarmıklı, Engin Yeşil, Ender Mermerci, Aslı Berker, Aylin Benardete, Akın Öngör, Alinur Velidedeoğlu, Aliye Simavi, Mehmet Akli Ilıcak ve Mehmet Öz gibi isimler yer alıyor.
Kaynak: SABAH - Bülent YOLDAŞ / EKONOMİ / 27.07.2010
Türklerin ABD'de ev almalarında mortgage kriziyle bankaların ellerindeki konut stokunun artması ve emlak fiyatlarının yüzde 70'lere varan düzeyde gerilemiş olması da etkili oluyor. Yabancı uyruklu bir kişinin Türkiye'de ev almak istediğinde bürokratik işlemlerle boğuşması ve Genelkurmay onayından geçmesi gerekiyor. Bir Türk vatandaşının ABD'de de ev sahibi olabilmesi için ise sadece ve sadece parasının olması yeterli.
Emlak Danışmanlık Şirketi Golden Royale Brokerı Korhan Kongaz, ABD'de mortgage krizinden dolayı bankaların elerindeki konut stokunun çok arttığını belirterek, ABD'de hemen hemen her bölgede 15 bin dolara dahi konut almanın mümkün hale geldiğini kaydetti. Kongaz, ABD'de konut kadar arsa fiyatlarınında gerilediğini belirterek, arsa yatırımlarının cazip hale geldiğini anlattı. Türk vatandaşlarının ABD'de emlak edinmeleriyle ilgili herhangi bir kısıtlama bulunmadığına değinen Kongaz, "ABD'de ev ya da arsa almak için sadece ve sadece paranızın olması gerekiyor. Ancak peşin paranız versa ABD'de bir emlak sahibi olabilirsiniz. Çünkü artık mortgage kredisi alabilmek neredeyse imkânsız" diye konuştu.
Demir Sabancı Manhattan'da 4 katlı bina aldı
SON olarak ABD'de ev alanlar listesine Türkiye'den iki isim daha katıldı. Ciner Grubu'nun sahibi Turgay Ciner Manhattan'da dünyaca ünlü The Plaza Hotel'de ikinci dairesini 10.7 milyon dolara satın alırken, Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı da, Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir binayı 2,9 milyon dolara satın aldı. Geçtiğimiz yıl Gratis markasıyla kişisel bakım ve günlük tüketim ürünleri mağazacılığına giriş yapan Demir Sabancı'nın Manhattan'ın merkezindeki yatırımının satış işlemleri Brown Harris Stevens ile Leslie J. Garfield & Co., Inc emlak şirketlerince yapıldı.
The Marmara New York'ta arsa almıştı
GEÇTİĞİMİZ nisan ayında Türk otel zinciri The Marmara da New York'un Manhattan semtinde arsa alımı gerçekleştirmişti. The Marmara Yönetim Kurulu Üyesi Kağan Gürsel, Manhattan'ın merkezinde Lexington Avenue-Midtown arasında yıkılmak üzere olan 7 küçük binayı satın aldıklarını açıklamıştı. Gürsel kriz nedeniyle ABD'de emak fiyatlarının çok düştüğüne işaret etmiş, daha önce 56 milyon dolar değere sahip olan arsayı 33.9 milyon dolara aldıklarını belirtmişti. Bu arsa üzerine The Marmara 100 milyon dolaralık ikinci otel yatırımını gerçekleştirmeyi planlıyor.
Hangi ünlünün ABD'de evi var
ABD'DE evi bulunan Türk ünlüler arasında Sibel Can, Tarkan, Arto, Demet Akalın, Derya Tuna, Kenan Doğulu, Orhan Pamuk, Perran Kutman, Naciye Koçak, Nedret Taciroğlu, Hasan Kosif, Gökhan Çarmıklı, Engin Yeşil, Ender Mermerci, Aslı Berker, Aylin Benardete, Akın Öngör, Alinur Velidedeoğlu, Aliye Simavi, Mehmet Akli Ilıcak ve Mehmet Öz gibi isimler yer alıyor.
Kaynak: SABAH - Bülent YOLDAŞ / EKONOMİ / 27.07.2010
Türk milyarderlerin Manhattan merakı
Amerika'nın en ünlü şehri New York'un kalbi sayılan Manhattan bölgesi Türk milyarderlerinin yeni gözdesi olmaya başladı.
Enerji, tekstil, turizm ve medya sektörlerinde yatırımları bulunan Ciner Grubu'nun sahibi Turgay Ciner, Manhattan'da dünyaca ünlü The Plaza Hotel'de 10,7 milyon dolara bir daire satın aldı. Ciner daha önce de aynı binada bir başka daire daha almıştı. Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı da Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir binayı 2,9 milyon dolara satın aldı. New York merkezli internet haber sitesi www.turkavenue.com'un haberine göre Ciner'in aldığı daire 259 metrekare büyüklüğünde. Forbes tarafından yayımlanan dünyanın en zenginleri listesinde 937. sırada yer alan Ciner, Habertürk Gazetesi ve Televizyonu'nun yanı sıra New York Belediye Başkanı Mike Bloomberg'in sahibi olduğu Bloomberg TV'nin Türkiye hakları sahibi. Ciner'in servetinin 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
New York Belediyesi kayıtlarında 3 yatak odalı olarak yenilenen evin, 22 Eylül 2009'da satış işleminin tamamlandığı görülüyor. Daire, Bathurst Properties LLC tarafından 14,2 milyon dolara satın alındıktan bir hafta sonra Mart 2008'de 20,7 milyon dolardan satışa çıkarılmıştı. Ancak müşteri çıkmayınca dairenin fiyatı indirildi ve Ciner daireyi 10,7 milyon dolara aldı. Turgay Ciner, aynı binanın 17. katındaki 200 metrekarelik ilk dairesini ise 9,1 milyon dolara Ocak 2008'de satın almıştı. Ciner Grubu'nun bünyesinde Ciner Enerji ve Madencilik Grubu, Ciner Medya Grubu ve Ciner Ticaret, Sanayi ve Hizmet Grubu adı altında 3 grup ve çeşitli şirketleri ile faaliyetlerini sürdürüyor.
Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı ise Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir bina satın aldı. Geçen yıl Gratis markasıyla kişisel bakım ve günlük tüketim ürünleri mağazacılığına giren Sabancı'nın Manhattan'daki yatırımının satış işlemleri Brown Harris Stevens ile Leslie J. Garfield & Co., Inc emlak şirketlerince yapıldı. New York Belediyesi kayıtlarında binanın 2008 sonu itibarıyla değerinin 2,9 milyon dolar olduğu bilgisine yer verilirken, yine aynı kayıtlarda Demir Sabancı tarafından Temmuz 2009'da kurulan Sedesco, Inc şirketinin merkezi yeni alınan bina olarak görülüyor. Bina, New York Observer dergisine ortak olarak dikkatleri çeken ve emlak yatırımları ile tanınan Kushner ailesine aitti. Son olarak giriş katında geçen yıl kapanan La Houppa Ristorante isminde bir İtalyan restoranı, üçüncü katında da Mete Türkmen'e ait güzellik salonu bulunuyordu. Sedes Holding çatısı altında Gratis'in yanı sıra ElectroWorld, Sedes Sigorta, Odesa Polimer, Demas International ve Döysa Air gibi şirketler bulunuyor.
Kaynak: ZAMAN - 27 Temmuz 2010, Salı
Enerji, tekstil, turizm ve medya sektörlerinde yatırımları bulunan Ciner Grubu'nun sahibi Turgay Ciner, Manhattan'da dünyaca ünlü The Plaza Hotel'de 10,7 milyon dolara bir daire satın aldı. Ciner daha önce de aynı binada bir başka daire daha almıştı. Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı da Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir binayı 2,9 milyon dolara satın aldı. New York merkezli internet haber sitesi www.turkavenue.com'un haberine göre Ciner'in aldığı daire 259 metrekare büyüklüğünde. Forbes tarafından yayımlanan dünyanın en zenginleri listesinde 937. sırada yer alan Ciner, Habertürk Gazetesi ve Televizyonu'nun yanı sıra New York Belediye Başkanı Mike Bloomberg'in sahibi olduğu Bloomberg TV'nin Türkiye hakları sahibi. Ciner'in servetinin 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
New York Belediyesi kayıtlarında 3 yatak odalı olarak yenilenen evin, 22 Eylül 2009'da satış işleminin tamamlandığı görülüyor. Daire, Bathurst Properties LLC tarafından 14,2 milyon dolara satın alındıktan bir hafta sonra Mart 2008'de 20,7 milyon dolardan satışa çıkarılmıştı. Ancak müşteri çıkmayınca dairenin fiyatı indirildi ve Ciner daireyi 10,7 milyon dolara aldı. Turgay Ciner, aynı binanın 17. katındaki 200 metrekarelik ilk dairesini ise 9,1 milyon dolara Ocak 2008'de satın almıştı. Ciner Grubu'nun bünyesinde Ciner Enerji ve Madencilik Grubu, Ciner Medya Grubu ve Ciner Ticaret, Sanayi ve Hizmet Grubu adı altında 3 grup ve çeşitli şirketleri ile faaliyetlerini sürdürüyor.
Sabancı Holding'den ayrılarak Sedes Holding'i kuran Demir Sabancı ise Manhattan 64. Cadde'de dört katlı bir bina satın aldı. Geçen yıl Gratis markasıyla kişisel bakım ve günlük tüketim ürünleri mağazacılığına giren Sabancı'nın Manhattan'daki yatırımının satış işlemleri Brown Harris Stevens ile Leslie J. Garfield & Co., Inc emlak şirketlerince yapıldı. New York Belediyesi kayıtlarında binanın 2008 sonu itibarıyla değerinin 2,9 milyon dolar olduğu bilgisine yer verilirken, yine aynı kayıtlarda Demir Sabancı tarafından Temmuz 2009'da kurulan Sedesco, Inc şirketinin merkezi yeni alınan bina olarak görülüyor. Bina, New York Observer dergisine ortak olarak dikkatleri çeken ve emlak yatırımları ile tanınan Kushner ailesine aitti. Son olarak giriş katında geçen yıl kapanan La Houppa Ristorante isminde bir İtalyan restoranı, üçüncü katında da Mete Türkmen'e ait güzellik salonu bulunuyordu. Sedes Holding çatısı altında Gratis'in yanı sıra ElectroWorld, Sedes Sigorta, Odesa Polimer, Demas International ve Döysa Air gibi şirketler bulunuyor.
Kaynak: ZAMAN - 27 Temmuz 2010, Salı
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Dubai'nin Döner Kulesi Da Vinci Dönemedi
En geç Haziran 2010'da bitirilmesi planlanan Dubai'nin ilk döner binası Da Vinci Tower halen tamamlanamadı. Mimariye yeni bir tarz getiren binanın tamamlanacağı gün sabırsızlıkla bekleniyor. 330 milyon Amerikan dolarına mal olması beklenen 313 metrelik dev bina etrafında 360 derece dönebilecek. Dönme işlemi 90 dakikada tamamlanacak.
77 rüzgar türbiniyle enerji ihtiyacını karşılayacak olan binada ayrıca güneş panelleri gibi ek doğal enerji kaynaklarından da yararlanılacak. Üretilen enerjinin toplam Da Vinci kulesinin tamamının enerjisini karşılaması bekleniyor.
12 Türk'ün de talip olduğu daireler büyük ilgi görüyor. Planlarını David Fischer'in yaptığı 68 katlı kulenin daireleri de bir nevi saray özelliği taşıyor.
Tek bir dairenin fiyatının 36 milyon dolar olması bekleniyor.
Kaynak: CNN Türk - 22.07.2010 18:00:27
77 rüzgar türbiniyle enerji ihtiyacını karşılayacak olan binada ayrıca güneş panelleri gibi ek doğal enerji kaynaklarından da yararlanılacak. Üretilen enerjinin toplam Da Vinci kulesinin tamamının enerjisini karşılaması bekleniyor.
12 Türk'ün de talip olduğu daireler büyük ilgi görüyor. Planlarını David Fischer'in yaptığı 68 katlı kulenin daireleri de bir nevi saray özelliği taşıyor.
Tek bir dairenin fiyatının 36 milyon dolar olması bekleniyor.
Kaynak: CNN Türk - 22.07.2010 18:00:27
DOĞUŞ, İKİNCİ MARİNAYI YAPACAK
Hırvatistan'ın Dalmaçya kıyılarında geçen yıl ABD ve Hırvat ortaklarıyla faaliyette olan bir marinayı alarak geliştiren ve işletmesini üstlenen D Marin, bu bölgede ikinci marinasını yapmaya hazırlanıyor. D Marin Marinalar Koordinatörü Ali Erkan Bezirgan, 'Hem yurtiçinde hem yurtdışındaki arayışlarımız sürüyor. Hırvatistan bizim için önemli bir durak. Gerekli görüşmeler sonuçlandı ve birkaç ay içinde yapım aşamasına gelmiş olacağız' dedi.
GÖCEK BİR AY SONRA
Yaklaşık bir yıldır Metin Kalkavan'ın sahibi olduğu Turkon Holding bünyesindeki Göcek Port adlı marina ile Marmaris'teki Select Maris Otel'in devrinde de son aşamaya gelindiği söyleyen Bezirgan, Göcek'teki marinanın 375 deniz, 160 kara bağlama kapasitesi olduğunu belirtti. Bu marina ile birlikte D Marin, kapasitesini 2 bin 835'e çıkarmış olacak. Marmaris Select Maris Otel'in devriyle de Doğuş Grubu'nun sahip olduğu otel ve tatil köylerinin sayısı 8'e, toplam yatak kapasitesi ise 5 bin 150'ye ulaşacak.
KRİZ TÜRKLERE YARADI
Türkiye'de son yıllarda denizciliğe olan ilginin arttığını belirten Bezirgan, 'Krizde Avrupa'da hem yeni hem de ikinci el tekne fiyatlarında düşüşler oldu. Türkler de bu fırsatı iyi değerlendirdi ve tekne sahipliği arttı. Eskiden marinalardaki teknelerin önemli bir bölümü yabancı bayraklıydı şimdi yüzde 60'ı Türk bayrağı taşıyor' dedi. Buna karşın Türkiye'deki marina sayısının çok yetersiz olduğunu belirten Bezirgan, 'Şu anda 38 marina ve kapasitesi 15 bin civarında. Oysa Türkiye kıyılarını ziyaret eden tekne sayısı 100 bini aşmış durumda. Yeni yatırımların yapılması gerekiyor ancak izin almak çok zor' dedi. Türkiye'de bir marina yapmak için izin alma sürecinin 5 yılı bulduğunu belirten Bezirgan '10'u aşkın bakanlık ve kurumdan izin almak gerekiyor, özel sektör için bu çok uzun bir süre. Her şeyin hızla değiştiği günümüzde sadece izin için bu kadar süre beklemek ve çaba sarfetmek gerekiyor, bu da yatırımların önünü kesiyor' dedi.
BİR YATÇI 30 TURİSTE BEDEL
Yapılan araştırmaların yat turizmi için gelen bir kişinin yaptığı harcamanın 30 kara turistine bedel olduğuna dikkat çeken Bezirgan, 'Yatçılık gelir düzeyi yüksek insanlara hitap ediyor. Marinaya gelen bir turistin harcadığı para 30 kara turisti kadar. Daha çok alışveriş yapıyor, araç kiralıyor, rehber tutuyor, daha lüks yerlerde yemek yiyor; dolayısıyla bıraktığı paranın miktarı da artıyor. Dolayısıyla bu kesimi ülkemize çekmeliyiz. Ancak bu da her koya marina yapmak şeklinde olmamalı, marinalar yerleşimin olduğu yerlere yapılmalı. Bir master plan hazırlanmalı ve bakir koylar korunmalı aksi durumda yatların gezeceği koy kalmayacak' dedi.
Kaynak: http://www.1insaat.com/tribe/textdetail/id/57064
GÖCEK BİR AY SONRA
Yaklaşık bir yıldır Metin Kalkavan'ın sahibi olduğu Turkon Holding bünyesindeki Göcek Port adlı marina ile Marmaris'teki Select Maris Otel'in devrinde de son aşamaya gelindiği söyleyen Bezirgan, Göcek'teki marinanın 375 deniz, 160 kara bağlama kapasitesi olduğunu belirtti. Bu marina ile birlikte D Marin, kapasitesini 2 bin 835'e çıkarmış olacak. Marmaris Select Maris Otel'in devriyle de Doğuş Grubu'nun sahip olduğu otel ve tatil köylerinin sayısı 8'e, toplam yatak kapasitesi ise 5 bin 150'ye ulaşacak.
KRİZ TÜRKLERE YARADI
Türkiye'de son yıllarda denizciliğe olan ilginin arttığını belirten Bezirgan, 'Krizde Avrupa'da hem yeni hem de ikinci el tekne fiyatlarında düşüşler oldu. Türkler de bu fırsatı iyi değerlendirdi ve tekne sahipliği arttı. Eskiden marinalardaki teknelerin önemli bir bölümü yabancı bayraklıydı şimdi yüzde 60'ı Türk bayrağı taşıyor' dedi. Buna karşın Türkiye'deki marina sayısının çok yetersiz olduğunu belirten Bezirgan, 'Şu anda 38 marina ve kapasitesi 15 bin civarında. Oysa Türkiye kıyılarını ziyaret eden tekne sayısı 100 bini aşmış durumda. Yeni yatırımların yapılması gerekiyor ancak izin almak çok zor' dedi. Türkiye'de bir marina yapmak için izin alma sürecinin 5 yılı bulduğunu belirten Bezirgan '10'u aşkın bakanlık ve kurumdan izin almak gerekiyor, özel sektör için bu çok uzun bir süre. Her şeyin hızla değiştiği günümüzde sadece izin için bu kadar süre beklemek ve çaba sarfetmek gerekiyor, bu da yatırımların önünü kesiyor' dedi.
BİR YATÇI 30 TURİSTE BEDEL
Yapılan araştırmaların yat turizmi için gelen bir kişinin yaptığı harcamanın 30 kara turistine bedel olduğuna dikkat çeken Bezirgan, 'Yatçılık gelir düzeyi yüksek insanlara hitap ediyor. Marinaya gelen bir turistin harcadığı para 30 kara turisti kadar. Daha çok alışveriş yapıyor, araç kiralıyor, rehber tutuyor, daha lüks yerlerde yemek yiyor; dolayısıyla bıraktığı paranın miktarı da artıyor. Dolayısıyla bu kesimi ülkemize çekmeliyiz. Ancak bu da her koya marina yapmak şeklinde olmamalı, marinalar yerleşimin olduğu yerlere yapılmalı. Bir master plan hazırlanmalı ve bakir koylar korunmalı aksi durumda yatların gezeceği koy kalmayacak' dedi.
Kaynak: http://www.1insaat.com/tribe/textdetail/id/57064
İzmir'den Brezilya'ya çimento
HC Trading ve Batıçim 160 bin ton çimento ihraç edecekler.
İSTANBUL - HeidelbergCement Trading (HC Trading) ve Batı Anadolu Çimento Sanayi (Batıçim), İzmir'de üretilen 160 bin ton çimentoyu Brezilya ve Afrika'ya ihraç etmek için anlaşma imzaladı.
HC Trading ve Batıçim ortak açıklamasında, Türkiye'den Brezilya'ya "ilk" kez bu kadar büyük miktarda ihracat yapılmasının, sadece İzmir için değil, Türkiye ekonomisi için de büyük önem taşıdığı belirtildi.
2009 yılı kayıtlarına göre 20,5 milyon ton çimento ihracı yapan Türkiye'nin, deniz yolu ile yaptığı ihracatın önemli kısmını HC Trading'in yaptığı, Batıçim ile HC Trading'in önümüzdeki yıllarda dış pazarlarda daha fazla işbirliği yapmayı planladığı kaydedildi.
Söz konusu sevkıyatın 2 ayda tamamlanmasının ve 160 bin ton çimentonun yaklaşık 40 bin tonluk gemilerle, İzmir'den dağıtılmasının öngörüldüğü bildirildi.
Kaynak: Dünya Gazetesi - 22.07.2010 - 14:05
24 Temmuz 2010 Cumartesi
Çeşme Marina harika, Alaçatı ise Kabus!
Çeşme Marina harika, Alaçatı ise kâbus! Fredy Şloser
Taraf gazetesinde bir yazı çıktı sizlere kendimce ekler yaparak aktarmakta fayda görüyorum.
15 yıldır Alaçatı’da oturan Çeşme ve Alaçatı aşıklısı, doğa dostu bir İzmir’liyim.
“İnanmayın Alaçatı’nın bozulmadığına, özgünlüğünü koruduğuna filan, onlar promosyon yazıları.. hani bazı yazarlar davet edilir, ağırlanır önce, ağırlananlar da dönüşlerinde davet edenleri ağırlarlar ya, o hesap.. yoksa Alaçatı bir kâbus artık!
Her şeyden önce bir görüntü kirliliği var! Bana göre muhteşem bir kitsch olma yolunda hızla ilerliyor.
Tabela, ilan, rastgele mal teşhiri, butiklerin dışında sallanan çantalar, kapı tokmakları, sabunlar, oburca yol işgali; daracık sokakta masalar, sandalyeler... o güzelim taş evlerin altları oyulup oyulup bar, restoran, kafe.. o da değilse takı, ayakkabı, butik olmuş. (Ayrıca tek bir kişinin bile başını kaldırıp da, taş evlerin mimarisini izlediğini görmedim ben; çoğunluk, nerede yürüdüğünü fark edemeden yürüyor çünkü.) Kemalpaşa Caddesi, Bodrum’un Barlar Sokağı’na dönmüş. Çeşme ve Alaçatı sahilinin o meşhur rüzgârlarını hissetmek ne mümkün daracık piyasa caddesinde.. kesif bir insan kokusu hâkim, terle karışık parfüm buharları.. atmosferi yırtıp çıkmak istiyorum!
Alaçatı Port projesi resmen Alaçatı’nın idam fermanı olmuştur.
Dünyaca ünlü bir Windsurf koyunda bu projeyi uygulayabilecek zihniyetler olduğuna halen inanamıyorum. Rant olunca inanmak gerektiğini şimdi anlıyorum!
Belediye dahi Alaçatı’ya göstermediği ilgiyi ne yazıkki Alaçatı Port’a göstermektedir.
Alaçatı’nın o özgün Ege köyü havası hak ile yeksan olmuş; orası sadece bir tüketim mahallesi artık, eh bir de boy gösterme caddesi tabii.
Başlangıçta Alaçatı’yla ilgili niyetler iyiydi muhakkak.
Ama iyi niyetlerle iyi eserler verilemiyor işte her zaman!
Bakınca herkes de memnun görünüyor halinden ya.. o da bir ayrı şaşırtıcı husus. Kahveler tıklım tıklım.. o kadar dar ve kalabalık bir sokakta oturup yemek yemenin, kahve içmenin nesi zevkli ben çıkaramadım.. gerçi pek insan canlısı olduğum söylenemez ama.. bu kadarı da, benim diyen insan arsızı için bile fazla bence.
Alaçatı, Ege’nin İyonya bölgesinde kurulmuş eski bir Rum köyü aslında. Orijinal adının Agrilia olduğu söyleniyor. Ne var ki bugün o eski kültüründen –taş evler hariç- doğru dürüst bir şey kalmamış pek. İnsanın eski kültürleri hatırlatan neredeyse hiçbir objeyle (imitasyon, reprodüksiyon..) karşılaşmaması, Agrilia hatırası olarak hediyelik eşyaya bile rastlamaması, bu kültürün tarafımızdan nasıl unutturulduğunu da gösteriyor.
Belediye’nin –hiç olmazsa- Alaçatı girişine, Alaçatı tarihiyle ilgili bilgi veren –kolaylıkla görülebilecek bir yere- tarihçe tabelası koyması gerekmez mi? Alaçatı’yı ziyaret eden yerli ya da yabancı turistin bilgi sahibi olarak Alaçatı hakkında fikir üretmesi ve böylece bu çok özel köy ve çevresiyle ilgili sadece tüketici değil, üretici bir nosyon sahibi olması iyi olmaz mıydı?
İnsan, Alaçatı’nın o güzel evlerinin taşlarına sinmiş eski müzikleri duymak istiyor. Bir Alaçatı müzesinde dolaşıp, tarihî güzellikleriyle karşılaşmak istiyor mesela. Ama ortada ne eski müzikler var, ne de bir müze!
Alaçatı’da olması gereken kültür turizmi yerine, şu anda sadece hedonism turizmi var, o da oldukça –şişirilmiş- arabesk rakamlara ve sığ bir kaliteye sahip.
İyi haber ise yeni açılan Çeşme Marina.
Ve Marina’da açılan Monk by Babylon.
Ve Monk by Babylon’da sahneye çıkan Della Miles.
Babylon Alaçatı’yı dört yıl işlettikten sonra, yerlerini kaybeden Babyloncuların, bu sezon Babylon Aya Yorgi ile beraber açtıkları ikinci mekân Monk’ta, sabah erken saatlerden 02:00’ye kadar servis veriliyor. Monk by Babylon’da, yaz boyunca ünlü müzisyenlerin canlı performansları izlenecekmiş. Ben, Della Miles’ı dinledim. Klasik soul ve caz karışımı repertuarıyla unutulmayacak bir küçük konser verdi. Monk by Babylon, sade şıklığı, protokole prim tanımayan tavrı, makul fiyatları, lezzetli yemekleri ve içecekleriyle kaliteli popüler bir müzik kulübü. Aynı zamanda Marina’nın en güzel, en rüzgârlı, en serin ve manzaraya en hâkim noktasında.
Çeşme Marina’ya gelince.. Çeşme’de marinacılık yeni bir kültür kazanmış. Maren kültürüyle, bölgesel kara kültürü mezc olmuş. Genellikle marinalarda rastlanan tek düzelik, mekaniklik, donuk ve soğuk modernite görüntüsü; yerini su ile taşın, tekne ile kıyıdaki dondurmacının, basit ama zevkli masası sandalyesiyle buluştuğu bir uyuma dönüşmüş. Çeşme’ye özgü mimariden ve yapı malzemesinden esinlenerek oluşturulmuş butikler, kafeler, gezinti yolları ve küçük meydanıyla Çeşme Marina, başarılı bir couleur locale imitasyonu özelliğinde; yeni ve modern bir proje olmasına rağmen de kültür vaat eden, bütünüyle tüketici olmayan bir açık proje; Doğu Akdeniz’in, Ege’nin, marinacılıkta örnek alınacak bir işletmesi olacaktır bana göre.”
Kaynak: http://www.yarimada.org/author_article_detail.php?article_id=529
Taraf gazetesinde bir yazı çıktı sizlere kendimce ekler yaparak aktarmakta fayda görüyorum.
15 yıldır Alaçatı’da oturan Çeşme ve Alaçatı aşıklısı, doğa dostu bir İzmir’liyim.
“İnanmayın Alaçatı’nın bozulmadığına, özgünlüğünü koruduğuna filan, onlar promosyon yazıları.. hani bazı yazarlar davet edilir, ağırlanır önce, ağırlananlar da dönüşlerinde davet edenleri ağırlarlar ya, o hesap.. yoksa Alaçatı bir kâbus artık!
Her şeyden önce bir görüntü kirliliği var! Bana göre muhteşem bir kitsch olma yolunda hızla ilerliyor.
Tabela, ilan, rastgele mal teşhiri, butiklerin dışında sallanan çantalar, kapı tokmakları, sabunlar, oburca yol işgali; daracık sokakta masalar, sandalyeler... o güzelim taş evlerin altları oyulup oyulup bar, restoran, kafe.. o da değilse takı, ayakkabı, butik olmuş. (Ayrıca tek bir kişinin bile başını kaldırıp da, taş evlerin mimarisini izlediğini görmedim ben; çoğunluk, nerede yürüdüğünü fark edemeden yürüyor çünkü.) Kemalpaşa Caddesi, Bodrum’un Barlar Sokağı’na dönmüş. Çeşme ve Alaçatı sahilinin o meşhur rüzgârlarını hissetmek ne mümkün daracık piyasa caddesinde.. kesif bir insan kokusu hâkim, terle karışık parfüm buharları.. atmosferi yırtıp çıkmak istiyorum!
Alaçatı Port projesi resmen Alaçatı’nın idam fermanı olmuştur.
Dünyaca ünlü bir Windsurf koyunda bu projeyi uygulayabilecek zihniyetler olduğuna halen inanamıyorum. Rant olunca inanmak gerektiğini şimdi anlıyorum!
Belediye dahi Alaçatı’ya göstermediği ilgiyi ne yazıkki Alaçatı Port’a göstermektedir.
Alaçatı’nın o özgün Ege köyü havası hak ile yeksan olmuş; orası sadece bir tüketim mahallesi artık, eh bir de boy gösterme caddesi tabii.
Başlangıçta Alaçatı’yla ilgili niyetler iyiydi muhakkak.
Ama iyi niyetlerle iyi eserler verilemiyor işte her zaman!
Bakınca herkes de memnun görünüyor halinden ya.. o da bir ayrı şaşırtıcı husus. Kahveler tıklım tıklım.. o kadar dar ve kalabalık bir sokakta oturup yemek yemenin, kahve içmenin nesi zevkli ben çıkaramadım.. gerçi pek insan canlısı olduğum söylenemez ama.. bu kadarı da, benim diyen insan arsızı için bile fazla bence.
Alaçatı, Ege’nin İyonya bölgesinde kurulmuş eski bir Rum köyü aslında. Orijinal adının Agrilia olduğu söyleniyor. Ne var ki bugün o eski kültüründen –taş evler hariç- doğru dürüst bir şey kalmamış pek. İnsanın eski kültürleri hatırlatan neredeyse hiçbir objeyle (imitasyon, reprodüksiyon..) karşılaşmaması, Agrilia hatırası olarak hediyelik eşyaya bile rastlamaması, bu kültürün tarafımızdan nasıl unutturulduğunu da gösteriyor.
Belediye’nin –hiç olmazsa- Alaçatı girişine, Alaçatı tarihiyle ilgili bilgi veren –kolaylıkla görülebilecek bir yere- tarihçe tabelası koyması gerekmez mi? Alaçatı’yı ziyaret eden yerli ya da yabancı turistin bilgi sahibi olarak Alaçatı hakkında fikir üretmesi ve böylece bu çok özel köy ve çevresiyle ilgili sadece tüketici değil, üretici bir nosyon sahibi olması iyi olmaz mıydı?
İnsan, Alaçatı’nın o güzel evlerinin taşlarına sinmiş eski müzikleri duymak istiyor. Bir Alaçatı müzesinde dolaşıp, tarihî güzellikleriyle karşılaşmak istiyor mesela. Ama ortada ne eski müzikler var, ne de bir müze!
Alaçatı’da olması gereken kültür turizmi yerine, şu anda sadece hedonism turizmi var, o da oldukça –şişirilmiş- arabesk rakamlara ve sığ bir kaliteye sahip.
İyi haber ise yeni açılan Çeşme Marina.
Ve Marina’da açılan Monk by Babylon.
Ve Monk by Babylon’da sahneye çıkan Della Miles.
Babylon Alaçatı’yı dört yıl işlettikten sonra, yerlerini kaybeden Babyloncuların, bu sezon Babylon Aya Yorgi ile beraber açtıkları ikinci mekân Monk’ta, sabah erken saatlerden 02:00’ye kadar servis veriliyor. Monk by Babylon’da, yaz boyunca ünlü müzisyenlerin canlı performansları izlenecekmiş. Ben, Della Miles’ı dinledim. Klasik soul ve caz karışımı repertuarıyla unutulmayacak bir küçük konser verdi. Monk by Babylon, sade şıklığı, protokole prim tanımayan tavrı, makul fiyatları, lezzetli yemekleri ve içecekleriyle kaliteli popüler bir müzik kulübü. Aynı zamanda Marina’nın en güzel, en rüzgârlı, en serin ve manzaraya en hâkim noktasında.
Çeşme Marina’ya gelince.. Çeşme’de marinacılık yeni bir kültür kazanmış. Maren kültürüyle, bölgesel kara kültürü mezc olmuş. Genellikle marinalarda rastlanan tek düzelik, mekaniklik, donuk ve soğuk modernite görüntüsü; yerini su ile taşın, tekne ile kıyıdaki dondurmacının, basit ama zevkli masası sandalyesiyle buluştuğu bir uyuma dönüşmüş. Çeşme’ye özgü mimariden ve yapı malzemesinden esinlenerek oluşturulmuş butikler, kafeler, gezinti yolları ve küçük meydanıyla Çeşme Marina, başarılı bir couleur locale imitasyonu özelliğinde; yeni ve modern bir proje olmasına rağmen de kültür vaat eden, bütünüyle tüketici olmayan bir açık proje; Doğu Akdeniz’in, Ege’nin, marinacılıkta örnek alınacak bir işletmesi olacaktır bana göre.”
Kaynak: http://www.yarimada.org/author_article_detail.php?article_id=529
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






