rant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rant etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2014 Salı

Kentsel Dönüşüm ve Yeşil Kent İzmir Zirvesi

Dönüşümün başarısı “uzlaşıda” gizli
‘Kentsel Dönüşüm ve Yeşil Kent İzmir Zirvesi’nde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Kentler rant yaratıyor. Bütün problem de bu rantın paylaşılmasından çıkıyor. Uzlaşı olmazsa başarı olmaz. Biz, inşaat firmasının maliyeti ve kârı dışındaki bütün rantın orada yaşayan insanlara bırakılması taraftarıyız. Belediye kar makamı değil” diye konuştu. Başkan Kocaoğlu, “Yasal olmayan hiçbir işte yokuz. Yasal olan her işte de sonuna kadar varız” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu; Milliyet Gazetesi tarafından ve Büyükşehir Belediyesi’nin çözüm ortaklığında gerçekleştirilen ‘Kentsel Dönüşüm ve Yeşil Kent İzmir Zirvesi’ne katıldı. Türkiye’nin önde gelen inşaat ve gayrimenkul yatırım şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin katıldığı toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Kocaoğlu, kentin ve kentlilerin gelir düzeyini yükseltmek için bir çok projeleri bulunduğunu ve bunların içinde en önemlilerinden birinin kentsel dönüşüm olduğunu hatırlattı. Başkan Kocaoğlu, “İzmir’de bu konuda yatırım yapmak isteyenlere yasal çerçeve içinde her türlü desteği vermeye hazırız. Yasal olmayan hiçbir işte yokuz. Yasal olan her işte de sonuna kadar varız” dedi.

“Tasarlayarak dönüştüreceğiz”
Kenti yeniden tasarlamayı ve kent dönüşümünü de bu şekilde gerçekleştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Başkan Aziz Kocaoğlu,sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir’de üç tane halka var. İlki planlı halka. İkincisi, ilk çarpık yapılaşmanın başladığı bir çember yani 30-40 yıl önce gerçekleşen, kentin çeperindeki gecekondu bölgeleri. Üçüncü halka ise son 20 sene içinde gelen bir bölge. Eğer kentsel dönüşüme, son 20 senede gelişen bölgeden başlarsanız burada başarılı olma şansınız çok az. Planlı bölgeden başlayacak kadar da varlıklı ve zengin değiliz. O zaman dönüşüme, kente adaptasyonunu büyük oranda tamamlamış, apartmanda yaşayan, üç kuşaktır bu kentte yaşayan, okuyan, sabit işi olan bu insanların yaşadığı yerlerden başlamak gerekiyor. Eğer dönüşüme sondan başlarsanız, o iş gecekonduyu apartman haline getirmek olur. Bizim yol haritamız böyle.

Yık binayı yap binayı olmaz
Bir bölgeyi ve kenti; caddeleri, bulvarları, kent ormanları, parkları, spor alanları yani tüm sosyal donatı alanlarıyla birlikte planladıklarını ifade eden Başkan Kocaoğlu, “Yoksa yık binayı, yap binayı mantığı kentsel dönüşüm değil. Yoğunluk arttırarak yapacağınız kentsel dönüşüm, yine dikeye doğru gecekondulaşmak demektir. Kentte kamu alanlarını, insanların birbiriyle etkilenmesini, ortak yaşamı paylaşmasını sağlayacak alanları kurmazsanız, bu sadece bina yapıp bina yapmak demektir” dedi.

Uzlaşı şart
Kentsel dönüşüm konusunda iki ayrı mevzuat olduğunu hatırlatan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Birisi, bizim de İzmir’deki 6 bölgede üzerinde çalıştığımız 5393 sayılı Belediye Yasası’nın 73. maddesi. Diğeri ise 6306 sayılı Riskli Alanlar Yasası. Eğer kentsel dönüşümü, uzlaşı temelinde gerçekleştirmezseniz, bunu başarmanız mümkün değil. Uzlaşarak, ikna ederek yapmanız lazım. Bu da çok ciddi zaman ve emek alıyor. Bizim çalıştığımız 6 bölgenin haricinde, çok istediğimiz ama merkezi hükümetin riskli alan ilan ettiği bir bölge var. Çalıştığımız bölgelerde 6 tane ofisimiz var. Orada yaşayan insanları ikna ederek bu işi yapıyoruz. Ancak yerel seçim arefesinde, kentsel dönüşüm konusunda hızlı bir şekilde ilerlerken, kentsel dönüşüm siyasete malzeme oldu ama şimdi seçim bitti, herkes yerine oturdu. Sanıyorum bundan sonra daha kolay toparlarız. Olmazsa olmazımız, orada yaşayan insanların öyle ya da böyle, elinde tapusu olanların yaşadığı, doyduğu, akraba ilişkilerini gerçekleştiği yerde dönüşüm yapılmasıdır. Uzlaşma konusu çok hassas bir iştir” diye konuştu.

İşin püf noktası
Kentsel dönüşüm konusunda tasarımın önemine değinen Başkan Kocaoğlu şöyle devam etti: “İzmir’in gecekonduları Ankara gibi tek katlı değil, ortalama 2.5-3 katlıdır. Bu, dönüşümde bizim handikabımız ama bizim çok büyük bir avantajımız var. Bu alanların hepsi körfez manzaralı yerler ve İzmir bir çanak kent. Çanağın dışına çıkınca zaten kentten kopuyorsunuz. Bizim 30 yıllık planlamada öngördüğümüz İzmir’in konut ihtiyacı, çanağın içinde kentsel dönüşümle gerçekleşecek. Kentler rant yaratıyor. Bütün problem de bu rantın paylaşılmasından çıkıyor. Bu rantı kim alacak? Bu rantın kime gitmesi lazım? Bizim görüşümüze göre, inşaat firmasının, maliyeti artı karı haricinde bütün rantın orada yaşayan insanlara kalması, hasledilmesi gerekiyor. Eğer bunu yapıyorsanız kentsel dönüşümü gerçekleştirirsiniz. Diyeceksiniz ki, buradan belediyenin, Bakanlık’ın ne karı olacak. Kurumlar, insanlarına, hemşehrilerine hizmet ediyor, belediyenin de merkezi hükümetin de karı bu alacak. Biz kar makamı değiliz. Tabi inşaat sektörü iş yapacak. Bu rantın paylaşımı bu işin yürümesinde püf noktasıdır.

Kamu erki olmalı
Özel sektörün ne kadar güçlü olursa olsun, kentsel dönüşümü tek başına yapamayacağını ifade eden Başkan Kocaoğlu, bu işin sadece yanayla yapılacak bir iş olmadığını vurguladı. Başkan sözlerini şöyle tamamladı: “Özel sektör, boş bir arazide en büyük projeleri yapabilir ama kentsel dönüşümü tek başına yapamaz. Çarpık yapı sahibi ile yüklenici firma arasında mutlaka, hem konut sahibine hem de yükleniciye garanti verecek, o dağılımı dengeyi sağlayacak, gecekondu sahibinin hakkını koruduğu kadar yüklenicinin de hakkını koruyacak ya devlet ya belediyenin yani bir kamu gücünün, erkinin arabuluculuğuna ve düzenleyiciliğine ihtiyaç var.

Bila: “Çağdaş kentler oluşturulmalı”
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila ise, zirvenin bir sosyal sorumluluk projesi olarak gerçekleştirildiğini söyledi. Zirvede, sosyal boyutu çok önemli olan kentsel dönüşümü masaya yatırdıklarını kaydeden Bila, “Kentlere yapılan göç, bir çok sorunu ortaya çıkardı. Yatırımlar, salt ticari olarak yapılmıyor. Sosyal fayda analizleri bundan çok daha önemli. Çağdaş kentler oluşturmak bu açıdan çok önemli. Bu zirvenin kentsel dönüşüm konusunda Türkiye’ye ışık tutacağına inanıyorum” dedi.

Rönesans Gayrimenkul Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Yanıkömeroğlu, “İzmir Türkiye için önemli bir kent. Bireysel yönü ön plana çıkan İzmir insanının sorgulayıcı bir yapısı var. Bu da bizim şirketimizin titizlik anlayışıyla örtüşüyor” diye konuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Dairesi Başkanı Suphi Şahin ise yaptığı sunumda, Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm çalışmaları ile ‘İzmir’in Kentsel Dönüşüm Vizyonu’nu anlattı. “Kamu kurumu olarak en büyük hedefimiz halkla bütünleşerek, onların hedef ve beklentileri projelere yansıtmaktır” diyen Şahin, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kadifekale, Gürçeşme, Bayraklı, Uzundere, Ege Mahallesi, Ballıkuyu, Aktepe-Emrez, Yeşildere ve Örnekköy’de yürüttüğü kentsel dönüşüm projeleri hakkında bilgi sundu.
 
Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi, 03.06.2014

15 Temmuz 2012 Pazar

Dünyanın 1 numaralı sörf merkezinin de içine ettik cümlemize hayırlı olsun

Boyu geçmeyen denizi ile dünyanın bir numaralı rüzgar sörfü eğitim alanlarından Çeşme Alaçatı, Port Alaçatı projesi ile sörf yapılamaz hale getirdi. İşte Vatan'dan Ercan İnan'ın haberi...

Çeşme Alaçatı, konumu, boyu geçmeyen denizi ile dünyanın bir numaralı rüzgar sörfü eğitim alanıydı. Port Alaçatı projesi malesef bu doğa harikası koyu, yavaş yavaş sörf yapılamaz hale getirdi. Aralarında Çağla Kubat, Bora Kozanoğlu gibi medyatik sörfçülerin de bulunduğu Alaçatı aşıkları, Valiliğe bir dilekçe ile başvurdular ve etap etap ilerleyerek koyun rüzgarını allak bullak eden Port Alaçatı projesini şikayet ettiler.
Proje dışarıdan bakınca nefis. Rengarenk evler, evlerin içine kadar girmiş su kanalları ve evin önüne bağlanan tekneler harika bir görüntü veriyor. Ancak gel gör ki bu proje, dünyanın bir numaralı sörf eğitim merkezi olan Alaçatı Koyu’nu perişan etmiş vaziyette.
Sörfçüler üzgün. Üzgün olmakla birlikte kızgın da. Aralarında Çağla Kubat ve Bora Kozanoğlu gibi sörf hocalarının da bulunduğu Alaçatı aşıkları durumu Valiliğe bir dilekçe ile aktardılar, Port Alaçatı inşaatını yapan gruptan şikayetçi oldular.
Bel fıtığı yüzünden çok sevdiğim rüzgar sörfünden uzun süredir uzağım. Ancak yolum ne zaman Çeşme’ye düşse Alaçatı’ya gider uzaktan da olsa denizin üzerinde kelebek gibi uçuşan sörfçüleri izlemekten ayrı bir keyif alırım. Uzun yıllardır arkadaşlık yaptığım sörf okulu sahibi usta sörfçüler de var aralarında. Geçen hafta yolum yine Çeşme’ye düştüğünde Alaçatı’ya uğradım. Sörfçüleri çok kızgın gördüm. Kızgınlıklarının sebebi Port Alaçatı projesi. Dünyanın belki de bir numaralı sörf eğitim merkezi olan koyun artık eski değerinde olmayacağını düşünüyorlar. Rüzgarın kesildiğini, Port Alaçatı’nın marinasına giren çıkan teknelerin de sörfçüler için büyük bir tehlike yarattığını söylüyorlar. Port Alaçatı’nın imar planlarına uymayan genişlemesi de ayrı bir sıkıntı noktası...
Valiliğe şikayet dilekçesi sunmuşlar. Dilekçenin altından Alaçatı’da sörf eğitimi veren 8 okulun yöneticisinin imzası var. Etap etap ilerleyen projenin durdurulmasını istiyorlar. Pek ümitli değiller ancak ellerinden geldiği kadar seslerini duyurmaya kararlılar.
Valiliğe sunulan dilekçede özetle şu noktalara dikkat çekmişler:
- Rüzgarın estiği yönde yapılan konutlar, rüzgarın kalitesini bozdu.
- Girdaplar oluşturmaya başladı ve sörfçülerin tut-bırak dediği bir anafora neden oluyor. Yani rüzgar sizi bir itiyor sonra bırakıyor. Bu da sörfçülerin en istemediği durum.
- Marinadaki tekneler, sörfçüler için tehlike arzediyor.
- Tekneler için şamandıralardan bir yol yapıldı ancak pek çok tekne kurallara uymuyor ve sörfçülerin arasına dalıyor.
- Bu da sörf eğitimi için çocuklarını getiren velilerde tedirginlik yaratıyor. Bu yüzden eğitim verilen çocuk sayısı son 2 senede düştü. Tabii okulların ciroları da...
- Port Alaçatı projesinde olmayan inşaatlar yapılıyor. Örneğin marinanın dibine deniz doldurularak 2 bin metrekarelik alanda Supper Club açıldı. Oysa bu nokta tam da sörf eğitiminin başladığı okulların bulunduğu yerdeydi. Şimdi burada neredeyse 24 saat çılgınca bir müzik var. (Bu arada sörfçüler Supper Club’dan nefret ediyor. Aralarında haberleşiyorlar ve kesinlikle buraya gitmeyip protesto ediyorlar)
Dediğim gibi bu projeye bütün sörfçüler karşı. Tüm okulların yöneticileri imza attı. Pardon tümü değil, bir okulun yöneticisi imza atmadı. O da son 2 yıldır bölgede sörf okulu olan Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç’ın oğlu Burak Kılıç. O işlerinden memnun. Ancak sorarsanız okul onun değil, o sadece sörf okulunda çalışan maaşlı bir eleman...
Üzerinden şaibe hiç eksilmeyen proje
Gelelim Port Alaçatı projesine... Dediğim gibi dışarıdan bakınca muazzam bir proje. İnsanın hayran olmaması elde değil. Cebinde parası olan herkesin burada bir ev hayali kurması doğal. Ancak keşke dünyanın bir numaralı sörf merkezini yok edecek bir genişleme içinde olmasaydı.
Port Alaçatı projesi ile ilgili dedikodular da bitmiyor. Başta Alaçatı Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç olmak üzere pek çok kişi bu projenin de içinde olduğu bazı usulsüzlüklerden dolayı yargılandı hatta hapse bile girip çıktı.
İddialar bir değil iki değil.
Port Alaçatı projesinde Belediye’nin de küçük bir payının olması, burada ortaya bir rant çıkarılmasını da beraberinde getiriyor. Şu ana kadar yaratılan rantın 35 milyon euro’dan fazla olduğu söyleniyor.
Öncelikle usulsüzlükler kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesi ile başladı. Koyun şekline göre öyle bir kıyı kenar çizildi ki, bu işten anlayanlara ‘Pes’ dedirtiyor.
SİT koruma alanlarında usulsüzlük dedikoduları almış başını gitmiş vaziyette.
Yargı makamlarına ihbarda bulunuyorum. Lütfen bu projede evi olan SİT üyesinin ve Vali Yardımcısı’nı araştırın. Burada metrekare fiyatları 4 bin 5 bin euro’dan başlıyor.
500-700 bin euro’luk evlerin sahipleri araştırılsın. Hangi SİT Kurulu üyesinin ağabeyinin üzerine bir ev var ona da bakılsın...
Öyle bir proje ki ucu bucağı yok. Alaçatı Turizm Merkezi Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı yapılmış ancak korumaya değil, yayılıp koyu öldürmeye odaklı.
Eğer bölgede arazi sahibiyseniz ve arsanızı bu projeye dahil etmiyorsanız, araziyi kullanma hakkını elinizden alabiliyorlar. Zorluk çıkaranlara ise Belediye’nin her türlü silahı ile saldırıyorlar. Projenin içinde bir balıkçı barınağı kalmıştı. Bunu da marinaya dahil etmek istediler. Kooperatif başkanı direniyordu, koltuğundan oldu...
Burası dünyanın ilk üçünde filan değil, iddia ediyorum bir numaralı sörf merkezi
- Neden mi?
Herşeyden önce istisnasız yılın 365 günü rüzgar var. İkincisi deniz derin değil. Özellikle sörf eğitiminde suyun derinliği önemli. Sörften düşseniz de kuma basıyorsunuz. Bu özellikle çocuklarına sörf eğitimi aldıran veliler için müthiş bir güvence. Ayrıca o kadar korunaklı bir koy ki, baktığınızda karayı görmek de öğrencilere ayrı bir güven sağlıyor. ‘Rüzgar alıp beni açığa götürecek’ tedirginliği yaşamayınca tüm konsantrasyonunuzu eğitime verebiliyorsunuz...
Valiliğe şikayet dilekçesi yazan okul yöneticileri arasında Çağla Kubat ve Bora Kozanoğlu da bulunuyor...
Sörf cenneti cehennem oldu
Bu fotoğraflar bir zamanlar Paradise yani Cennet olarak tanımlanan Alaçatı Koyu’nun ne hale geldiğini en güzel şekilde ortaya koyuyor.
Marina’nın mendireği, sörf yapılan koya hançer gibi girmiş vaziyette. Sözkonusu mendireğin ucu (Yuvarlak içine alınan kısım) sörf okullarının olduğu bölgeyi iyice daralttı. Sadece 500 metrelik bir kıyı boyunca sörf yapılır oldu. Bu da yetmezmiş gibi mendireğin ucuna deniz doldurularak Supper Club inşa edildi. Projede olmayan bu bölüme kimin nasıl izin verdiği bilinmiyor...

Kaynak: Hürriyet, 15.07.2012